İran’ın Kaç Yıllık Tarihi Var? Sokakta Duyduğum Hikâyelerle Düşündüğüm Gerçekler
İstanbul’da yaşayınca insan sadece bir şehirde yaşamıyor aslında; aynı anda yüzlerce farklı hayatın içinden geçiyor. Sabah metroya biniyorum, karşımda Farsça konuşan iki kadın görüyorum. Akşam vapurda çay içerken yan masada İranlı bir öğrenci telefonda ailesiyle konuşuyor. İş çıkışında Taksim’de yürürken bir sokak müzisyeninin söylediği eski bir şarkıya denk geliyorum. Sonra dönüp düşünüyorum: İran’ın kaç yıllık tarihi var ve bu kadar uzun bir geçmiş bugün insanların hayatını nasıl etkiliyor?
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışıyorum. Göçmenler, kadın hakları, gençlerin eğitim sorunları gibi alanlarda projeler yürütüyoruz. Bu yüzden tarih benim için sadece kitaplarda duran bir şey değil. Tarih dediğimiz şey, bugün insanların nasıl yaşadığını doğrudan belirliyor. Özellikle İran gibi binlerce yıllık geçmişe sahip bir ülkede bunu daha net hissediyorsun.
İran’ın tarihi yaklaşık 2500 yılın da ötesine uzanıyor. Pers İmparatorluğu’ndan bugüne kadar gelen çok katmanlı bir geçmiş var. Ama mesele sadece “kaç yıllık tarih” sorusu değil. Asıl mesele şu: Bu kadar köklü bir tarih kadınları, gençleri, farklı kimlikleri ve toplumdaki eşitsizlikleri nasıl şekillendiriyor?
Metroda Karşılaştığım Kadın ve Tarihin Günlük Hayata Etkisi
Geçen ay Yenikapı metrosunda İranlı olduğunu sonradan öğrendiğim bir kadınla sohbet ettim. Türkçeyi kırık konuşuyordu ama anlatmak istediği şey çok netti. İstanbul’a yüksek lisans için gelmişti. Başörtüsü takmıyordu. “Burada sokakta yürürken daha rahat hissediyorum,” dedi.
O cümle bende kaldı.
Çünkü İran’ın kaç yıllık tarihi var diye konuşurken aslında kadınların yüzyıllardır süren toplumsal mücadelelerinden de söz ediyoruz. İran tarihi sadece savaşlardan, imparatorluklardan ya da hanedanlıklardan oluşmuyor. Aynı zamanda kadınların görünür olmak için verdiği mücadeleyi de taşıyor.
Bugün İran’da kadın hakları tartışmaları dünyanın birçok yerinde konuşuluyor. Ama bunu sadece televizyon haberlerinden ibaret görmek büyük hata olur. Çünkü o tartışmalar insanların günlük hayatında gerçek bir ağırlık taşıyor.
Metroda gördüğüm o kadının gözlerinde hem yorgunluk hem umut vardı. İnsan bazen bunu çok net hissediyor. Özellikle İstanbul gibi göç alan bir şehirde çalışıyorsanız, insanların taşıdığı görünmez yükleri daha fazla fark etmeye başlıyorsunuz.
İran’ın Kaç Yıllık Tarihi Var Sorusunun Görünmeyen Tarafı
Tarihi uzun olan toplumlarda geleneklerin etkisi de güçlü oluyor. İran’ın binlerce yıllık kültürel geçmişi çok zengin ama aynı zamanda toplumsal baskıların da tarihsel kökleri bulunuyor. Özellikle toplumsal cinsiyet rolleri konusunda bunu görmek mümkün.
Bizim ofiste çalışan bir arkadaşım geçenlerde şunu söyledi:
“Bazı toplumlarda tarih ne kadar eskiyse kadınların omzundaki yük de o kadar eski oluyor.”
Bu cümle sert ama gerçek payı var.
Çünkü tarih bazen insanları koruyan bir hafıza olurken bazen de değişimi zorlaştırabiliyor. İran örneğinde bunu kadınların kamusal alandaki görünürlüğü üzerinden görebiliyoruz.
Ama mesele sadece kadınlar da değil.
Gençler…
Etnik gruplar…
Göçmenler…
LGBTİ+ bireyler…
Hepsi tarihin ağırlığını farklı biçimlerde hissediyor.
İstanbul Sokaklarında İranlı Gençlerle Karşılaşmak
Karaköy’de küçük bir kafede otururken yan masada üç İranlı genç sohbet ediyordu. İçlerinden biri İngilizce olarak şunu söyledi:
“Bizim nesil geçmişle gelecek arasında sıkıştı.”
Bunu duyunca dönüp uzun uzun düşündüm.
İran’ın kaç yıllık tarihi var sorusunun cevabı gerçekten büyük. Ama gençler bazen bu büyük tarihin altında eziliyor gibi hissedebiliyor. Çünkü köklü geçmişler güçlü bir aidiyet yaratırken aynı zamanda ağır beklentiler de oluşturabiliyor.
Ben bunu Türkiye’de de hissediyorum bazen.
Özellikle bizim kuşak sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyor. Geleneklere saygı duyarken özgür olmak istiyoruz. Ailemizden kopmadan kendi hayatımızı kurmak istiyoruz.
İranlı gençlerde de benzer bir duygu görüyorum.
Özellikle İstanbul’da yaşayan öğrencilerle konuşunca bunu daha net anlıyorum. Bazıları ülkelerine dönmek istiyor ama aynı zamanda korkuyorlar. Bazıları burada kalmak istiyor ama aidiyet problemi yaşıyor.
Göç dediğimiz şey sadece fiziksel bir hareket değil çünkü. İnsan bazen kendi geçmişiyle geleceği arasında göç ediyor.
Toplumsal Cinsiyet ve Tarihsel Baskılar
Sivil toplum alanında çalışınca kadınların hikâyelerini çok dinliyorsun. İranlı bir kadın geçen yıl yaptığımız bir etkinlikte şöyle demişti:
“Bazen sadece nefes almak bile politik oluyor.”
Bu cümleyi unutamıyorum.
Çünkü toplumsal cinsiyet eşitsizliği sadece yasa meselesi değil. Aynı zamanda sokakta nasıl yürüdüğün, iş yerinde nasıl konuştuğun, otobüste nasıl oturduğunla ilgili.
İstanbul’da bile kadınlar gece eve dönerken tedirgin oluyor. İran’da bu mesele daha farklı katmanlarla birleşebiliyor.
İran’ın kaç yıllık tarihi var diye araştırırken Pers kültürünün sanat, şiir ve düşünce alanındaki etkisini herkes anlatıyor. Ama aynı zamanda kadınların görünürlüğü, kamusal alan kullanımı ve sosyal özgürlükler konusunu da konuşmak gerekiyor.
Çünkü sosyal adalet dediğimiz şey tam olarak burada başlıyor.
Bir toplumun tarihi ne kadar büyük olursa olsun, herkes için eşit bir yaşam sunamıyorsa insanlar o tarihle gurur duymakta zorlanabiliyor.
Çeşitlilik Meselesi: İran Tek Bir Kimlikten İbaret Değil
Türkiye’de çoğu insan İran’ı tek tip bir toplum gibi düşünüyor. Oysa İran çok çeşitli bir yapıya sahip. Farslar, Azeriler, Kürtler, Beluçlar ve başka birçok topluluk birlikte yaşıyor.
Ben bunu ilk kez İstanbul’daki bir kültür etkinliğinde fark ettim. İranlı katılımcılar kendi aralarında bile farklı diller konuşuyordu.
O an şunu düşündüm:
Bir ülkenin tarihi ne kadar uzunsa içindeki çeşitlilik de o kadar büyüyor.
Ama çeşitlilik her zaman eşitlik anlamına gelmiyor.
Bazı gruplar daha görünür olurken bazıları geri planda kalabiliyor. Bu durum eğitimden iş hayatına kadar birçok alanda hissediliyor.
Bizim derneğe gelen genç bir İranlı Kürt öğrenci vardı. “Kendi kimliğimi anlatırken yoruluyorum,” demişti.
Bu cümle aslında dünyanın birçok yerinde geçerli.
Çünkü insanlar bazen sadece var olduklarını açıklamak zorunda kalıyorlar.
Sosyal Adalet ve Günlük Hayatın Gerçekliği
Sosyal adalet kavramı kulağa bazen çok akademik geliyor ama aslında çok gündelik bir şey.
Otobüste yer bulabilmek…
İş görüşmesinde eşit davranılmak…
Korkmadan konuşabilmek…
Sokakta kendin gibi yürüyebilmek…
Hepsi sosyal adaletin parçası.
İran’ın binlerce yıllık tarihi içinde büyük medeniyetler, savaşlar, kültürel dönüşümler yaşandı. Ama bugün insanlar hâlâ temel özgürlükler ve eşitlik konusunda mücadele veriyorsa geçmişle bugünün bağlantısını sorgulamak gerekiyor.
Ben bunu özellikle İstanbul’da göçmenlerle çalışırken daha net görüyorum.
Bir insan ülkesinden ayrılmak zorunda kalıyorsa bunun arkasında sadece ekonomik sebepler olmuyor. Bazen sosyal baskılar, ifade özgürlüğü sorunları ve toplumsal eşitsizlikler insanları başka yerlere itiyor.
İran’ın Kaç Yıllık Tarihi Var Sorusu Neden Bu Kadar Önemli?
Bunu da Okuyun: İran karpuzun kilosu ne kadar ?
Çünkü tarih sadece geçmiş değildir.
Bugünkü hayatın neden böyle olduğunu anlamaya yarar.
İran’ın yaklaşık 2500 yılı aşan köklü tarihi sanat, mimari, edebiyat ve kültür açısından inanılmaz bir miras taşıyor. Ama aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, ifade özgürlüğü tartışmaları ve sosyal adalet mücadeleleriyle de iç içe geçmiş durumda.
Ben İstanbul sokaklarında bunu hissediyorum.
Metroda…
Vapurda…
Kafelerde…
İnsanların yüzünde görüyorum.
Bir ülkenin tarihi ne kadar eski olursa olsun insanlar hâlâ eşitlik arıyorsa, hâlâ kendilerini özgürce ifade etmek için mücadele ediyorsa, o tarih tamamlanmış bir hikâye olmuyor.
Belki de tarih dediğimiz şey tam olarak budur.
Bitmeyen bir mücadele.
Ve bu mücadele en çok günlük hayatın içinde görünür oluyor.
“İran’ın kaç yıllık tarihi var” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Etkindanismanlik okurları için daha fazlası yolda!